Mustafa Bengi tarafından yazıldı. Cumartesi, 05 Aralık 2009 00:00
![]() |
Bir önceki yazımda memlekete gideceğim için yazılara ara vermek zorunda kalacağımı beyan etmiştim. Bu ara epi uzun oldu. Okuldaki kulüp çalışmaları, derslerin yoğunluğu vs. neyse inşallah birlikteliğimiz devam eder.
Bu arada Pertevniyal Tarih ve Düşünce Kulübü olarak Pertevniyal TARİH dergisinin ikinci sayısını çıkarmak üzereyiz. Öğrencilerimiz derginin dizgisini yapıyor. İstedim ki bu dergi tamamen öğrencilerin ürünü olsun. Olacak da. Zaten onun için bu kadar uzadı. Birazda amatörlük var. İşin en zor kısmı kaldı, baskı.
Biz 657'ye tabiyiz güncel olaylardan dem vurursak siyaset yapmış oluruz. Yasak. Bu sebeple dikkat etmemiz gerekir. Mesela durup dururken bazı gençlerin taşkınlıkları incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden adam öldürmeler, gasp olayları bir şeylerin eksikliğini gösterir. Uyduruk sebeplerle isyan derecesinde nümayişler, devlet malına zarar vermelerin bir açıklaması olsa gerekir.
Basit ve kısa bir cevabı, ülkede terör estirenler hakkında herhangi bir müeyyide yok. Ara sokaklara daldılar mı iş bitiyor.
Şimdi buna benzer bir olaydan olay tam benzemese de cezasında bir örnek vereceğim:
Vaktin birinde Gazneliler döneminde devir Sultan Mahmut dönemi. Merv şehrinde bir tüccar hacca gitmeye karar verir. Hac diyince bugünkü hacla karıştırmayalım. Merv'den Mekke'ye 2000 km altı ay gidiş altı geliş sürer. Uzun bir zaman dilimi. Neyse bizim hacı adayının biraz altını vardı. İki ibrik (bir çeşit su kabı) kadar, bu altınları birisine emanet etmesi gerekir. Düşünmüş taşınmış şehrin kadısına (valisine) vermeyi uygun görmüş.
Kadının kapısına dayanmış, demiş ki:
- Kadı Efendi ben hacca gitmek istiyorum. Bu altınlarımı sana emanet edebilir miyim? Kadı:
- Ne demek efendi elbette, dönüşünde alırsın.
Helalleşmişler. Adam hacca gitmiş. Dönüşte çok metin bulduğu şehirlere de uğramış. Velhasıl hac yolculuğu bir yıl kadar sürmüş. Hacı dönüşte kadıya uğramış. Kadı umursamaz bir tavırla:
- Buyur efendi birisini mi aradın?
- Kadı Efendi ben deri tüccarı Ahmet'im. Ben geçen yıl bu vakitler hacca gideceğim için sana iki ibrik emanet bırakmıştım. Onları almaya geldim.
- Ne emaneti efendi ben emanet falan almadım. Ben seni tanımıyorum bile.
Tüccar ne demişse kadıya laf anlatamamış. Kadı "Ben seni tanımıyorum" demiş başka bir şey dememiş. Zavallı tüccar boynu bükük evine gelmiş. Günlerce düşünmüş taşınmış. Nereye başvurmuşsa hiçbir çözüm bulamamış. En sonunda devrin sultanına gitmeye karar vermiş. Atmış heybesinin omuzuna yayan Gazne'ye ulaşmış. Bir müddet bekledikten sonra Sultan Mahmut'un huzuruna çıkmış. Sultana olan biteni tek tek anlatmış:
- Aman hünkârım derdime bir çare bulun ben mahvoldum, diye yalvarmış. Sultan:
- Şimdi sen şu on kâse altını al, kadıya git ve emanet bırakmak istediğini söyle… Sultan neler yapacağını tek tek anlatmış.
Adam Merv'e geri dönmüş. Doğru kadının üzerine çıkmış:
- Kadı Efendi ben tüccar Ahmet, Tebriz'e gideceğim. Elimde on kase altın var birini emanet bırakmak istiyorum. Kime bırakayım? Kadı:
- Benden iyi emanetçi mi bulacaksın bana bırak!
- Ama ben daha önce iki ibrik altın emanet bırakmıştım, geri vermediniz size güvenmiyorum. Kadı:
- Aman Ahmet Efendi o ne demek ben geçenlerde sizi tanıyamamıştım. Altınlarınız burada şimdi getirtirim. Hepsini birlikte bir yere koyarız. Dönüşte hepsini alırsın.
Tam bu sırada Sultan Mahmut içeri girmiş. Meğer olanları kapı arkasından dinliyormuş. Sultanın yüzü sinirden kıpkırmızı kalmış, gözleri sanki yerinden fırlayacakmış gibi olmuş. Kadıya:
- Vay kadı efendi! Demek sen kadılık değil haramilik yapıyorsun, demek sen emanete hıyanet ediyorsun, demiş ve zaptiyelere seslenmiş; sesi sarayın duvarlarında çın çın ötmüş:
- Alın şu haramiyi götürün şehrin meydanında derisini yüzün, âleme ibret olsun.
Zaptiyeler bile Mahmut'un gazabından korkmuş. Zira Hiç Sultan Mahmut'u böyle öfkeli görmemişler. Kadıyı kollarından tuttukları gibi saraydan çıkarmışlar.
Gerçekten adamın derisini yüzmüşler. Millet bu olaydan öyle korkmuş ki uzun bir süre Gazne ülkesinde hiç kimse hırsızlık yapmaya cesaret edememiş. Nizam-ül Mülk böyle yazıyor. Ünlü Siyasetname'sinde.





