Salı, Mayıs 22, 2012
   
Yazı boyutu
Giriş yap

Zaman ve Biz

mustafayasar
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Bir göz açıp yummuş gibi
(Yunus Emre)

BizLogoÖğretmenliğimin üçüncü yılında iken öğretmenliğinin on üçüncü yılını çalışan bir arkadaşım vardı. Ona gıpta ederdim ve ne zaman on üç yılı çalışabileceğimi düşünürdüm. Aradan yıllar geçti. On üçü de geçtik yirmi üçü de.

Zaman öyle bir akıp gidiyor ki insan günlük meşgalelerden başını kaldırıp geriye bakınca geçen zamana hayret ediyor. Sadece geçmişten çok tatlı ya da çok acı hatıraların kırıntılarını yüreğinin bir köşesinde hissediyor, hepsi o kadar. Yoksa aslında insanoğlunun zamanla fazla bir meselesi yok. Zaman kendi mecrasında sessiz sedasız akıp gidiyor. Zamana sınır koyan, süre tanıyan ve onu saatlere hapseden hep bizleriz.

Ne zaman ki zamanı saatlerimize mahkum ettik, işte o günden beri aslında kendimizi mahkum ettik de bunun farkında değiliz. Her işimizi zamanla sınırladığımız için içimizde ister istemez zamana karşı bir düşmanlık beslemeye başladık.

Bir okulda, bir fabrikada ya da saate mahkum bir işyerinde çalışan insanları bilmem zaman mefhumu karşısındaki tavırları ile gözlemlediniz mi? Mesai bitimine yakın zamanlarda insanları bir gözlemleyin. Bir an önce mahkumiyetten kurtulmanın telaşını gözlerinden okuduğunuzu göreceksiniz.

Öğretmenlik yapan arkadaşlarımız, derslerin son dakikalarında öğrencilerin sık sık saatlerine baktıklarına şahit olmuşlardır sanırım. Bu, öğrencinin zamana mahkum olduğunun işareti değilse nedir? Kaç dakika kaldı diye saatine bakan öğretmen de zamana mahkum olmuş demektir.

Bir gün mesainin bitimine on dakika kala bir devlet dairesine beş dakika sürecek bir iş için gidiniz ve size nasıl bakıldığını dikkatle inceleyiniz. Çünkü mesai bitmeden yol hazırlığına başlamıştır herkes. Bir de aynı yere mesai başlamadan beş dakika önce gidiniz, yine benzer bakışlar altında ezildiğinizi hissedersiniz. Çünkü zaman mahkumları için tek geçer kural saattir ve saatin dışında bir hükümranlık tanımazlar.

Hayatın her safhasında kendimizi zamanla ne kadar sınırlasak da o, biz farkına varmadan geçip gidiyor. Zamanın krallığı karşısında bütün krallıklar diz çöküp hükümsüzlüklerini kabul ederler. Hatta kralların zamana karşı dirensin diye yaptırdıkları mermer saraylar bile mağlubiyetten kurtulamamışlar, yerle bir olup gitmişler.

Öyleyse zaman karşısında direnmenin bir anlamı yok.

Zamana direnmeden, mahkum olmadan zamanı aşmanın yollarını bulmak lazım.

Peki, zamana galip olan kimse yok mu? Bu sorunun cevabını sizlere bırakıyorum. Bulursanız bana da öğretin lütfen.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
Standart yerleşime geri dön
Follow us on Twitter

Pertevniyal.biz 27.01.2007'den itibaren free hit counterkez ziyaret edilmiştir.