Pazartesi, Mayıs 21, 2012
   
Yazı boyutu
Giriş yap

Hayata Tutunmak

mustafayasar
BizLogoHepimizin değer verdiği insan, eşya, mekan cinsinden şeyler vardır. Bunlar bizim  hayatımıza anlam katarlar. Sanki hayat onlarla daha bir anlamlı, daha bir güzel gelir bize.

Doğru mudur bir eşyaya, bir insana bu kadar değer vermek, tartışılabilir. Ama benim gözlemim, hepimizin hayatında özel yeri olan nesneler vardır. Onlar olmazsa ya da bir gün kazara yok olursa hayatımız anlamını yitirecek, dünya başımıza yıkılacak, hayat zindan olacak sanırız.

Gün gelir, dünyanın faniliği tutar, ya sevdiğimiz insanı alır elimizden ya da o çok değer verdiğimiz bir nesnemiz kırılır dökülür yok olur gider. Yani fanilik, sadece insanlara mahsus bir durum değil. Bundan nesneler de nasibini alır bir gün. Ve siz ortada öylece kalakalırsınız. İşte o gün tabiri caizse sudan çıkmış balığa dönersiniz. Çırpınışlarınız fayda etmez, feryatlarınız fayda etmez. Fanilik fenalığını yapmıştır bir kere. Ne kadar dövünürseniz dövünün faniliğin hışmına uğrayanı geri getiremezsiniz. Zaten bir müddet sonra da yeni durumunuzu kabullenirsiniz, kabullenmek zorunda kalırsınız. Kabullenemezseniz, fanilik bir fenalık da size yapar, sizi de faniler diyarına gönderir.

Çok değer verdiğiniz bir çay fincanınızın olduğunu düşünün. O fincan yoksa kesinlikle çay içmediğinizi düşünün. Bir gün, elinizden düşürdünüz o fincanı. Fincan paramparça oldu. Ne yapacaksınız, artık çay içmeyecek misiniz? Üstelik çayı da çok seversiniz. Başka bir fincan ya da bardak kullanmamak adına bir ömür çay içmeyecek misiniz? Bu örnek çok komik geldiyse gerçek hayattan bir örnekle devam edelim.

Babasın çok seven ve hayatını onun varlığıyla özdeşleştiren bir arkadaşım vardı. Bir gün söz arasında, "Allah olmasaydı, ben babama tapardım." demişti. Aşağı yukarı sizin düşündüklerinizi ben de düşünmüştüm o gün. Ve ona, babasının da bir gün öleceğini, bir insana bu kadar bağlanmanın çok da doğru olmadığını söylediğim zaman, babası ölünce kendisinin de yaşayamayacağını ısrarla savunmuştu. Doğrusu o gün arkadaşım adına korktuğumu hissetmiştim. Gün geldi, arkadaşımın babası vefat etti. Sonra ne olduğunu merak ediyorsanız söyleyeyim: bir hafta sonra arkadaşım dört elle hayata sarılmıştı bile.

Bazen, benzer olaylarda hayata sarılamayanlar da olmuyor değil. Bir arkadaşım, kardeşi vefat ettiği için, gerçek anlamda yaşamanın anlamsızlığına kendini inandırdığı için hayata küstü ve yirmi gün içinde fena alemine yürüdü. Son günlerinde hastanede ziyaretine gittiğimizde doktoru, hastanın tedaviyi iyileşmeyi beyninde bitirdiği için, etkili olamadıklarını söylemişti.

Şimdi diyeceksiniz ki başka konumu kalmadı yazacak? Böyle zevksiz, insanı rahatsız eden bir yazı kaleme almanın ne anlamı var? Belki haklısınız fakat hayatı doğru okumak adına bazı örnekleri de görmek gerekir sanırım.

Bir şeye çok fazla değer vermek, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük olsa gerek. Evinizde beslediğiniz ve çok sevdiğiniz bir kedinin bir gün hayatınızdan çıkıp gideceğini bile bile bütün bir hayatı onun varlığına bağlamanın ne kadar doğru olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

Bu sözlerden, hiçbir şeyi sevmeyin anlamı çıkarmazsınız değil mi? Ben sevginin hayatımızın anlamı olduğuna tüm kalbimle inanırım. Ancak her şeyin fazlasının zarar olduğunu da unutmamak gerektiğini düşünürüm.

Sevdiğimiz her neyse onu kaybettiğimizde elbette üzülürüz.

Unutmayalım ki sevgimiz ölçülü olursa üzüntümüz de ölçülü olacaktır. Benim itirazım da ölçüsüz sevgiye ve üzüntüyedir zaten.

Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle…

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
Standart yerleşime geri dön
Follow us on Twitter

Pertevniyal.biz 27.01.2007'den itibaren free hit counterkez ziyaret edilmiştir.