Hakan Cerrahoğlu tarafından yazıldı. Perşembe, 05 Ağustos 2010 12:50
![]() |
Kendi fotoğrafının üzerindeki yüzlere, bir başka deyişle kendi beynimize sıktığımız tabanca gibi... Ve sonuç; Şampiyonlar Ligi'ne elveda, henüz yarı yoldayken hatta!
Böylesine güçsüz, adeta elden ayaktan düşmüş bir Fenerbahçe'ye inanın ki hiç rastlamadım.
Savaşı kazanmak için ölmeyi göze almak gerekir!
Gökhan Ünal başta olmak üzere, kellesini koltuğunun altına alanlar, Fenerbahçe'de çobanyıldızı gibi parlıyor artık. Sözün bittiği yerde oynadıkları futbol arenasında bağdaş kuranlar, bu takımda oynayamayacaklarını gün gibi açığa vuranlardır.
Kazanabilir, kaybedebiliriz de elbette... Ancak kazanmak uğruna sonuna kadar harbederek...
Oysa bu felsefenin kimse farkında değil. Yalan düşlere tünel açan, terlemeden maç bitiren bu adamlar, kendi açtıkları bu tünelden acilen gönderilmesi gereken adamlardır.
Aydınlığa giden yolun koşu bandında hep kahır, hep kahır!
Hiç kimse kahır mektubu okumak istemiyor artık. Kendi gerçeklerinden hızla uzaklaşan bir takım, nereye gittiğinin farkında olabilir mi acaba?
Maçtan bir iki cümleyle söz edecek olursak eğer;
Young Boys maçında adından söz edilecek iki isim Dia ve Gökhan Gönül'dü. Dia'nın oyundan alınması ise, eksik yazılan bir adrese giden yanlış mektuptu. Oyun ilk maçta olduğu gibi hep Young Boys takımının özverili ayaklarında futbol adına değer kazandı. İstanbul'dan turla çıkmanın hayalini bile aklının ucundan geçirmeyen Young Boys, Fenerbahçe'deki zayıf halkalar sayesinde zafer sarhoşu oldu.
Yalan futbollarını boş çuvallarına dolduranları söylemeye gerek yok artık. Fenerbahçe'nin gücünü yok eden resimdeki isimler, takımda ayna gibi parlıyor.
Şükrü Saraçoğlu'nun çimlerini yanlışlarla sulamak, futbolun alınterine olan saygısını inkar etmektir.
Sözün bittiği yerde, sezon başlamadan biten Şampiyonlar Ligi hayali, son günlerdeki heyecanımızdı. Bir masal gibi, o da bitti...





