Banu Gürbüz tarafından yazıldı. Pazartesi, 07 Aralık 2009 00:00
![]() |
Yüksek lisansla okula geri dönmem, İstanbul Üniversitesi Fotoğraf Kulübü (İSÜF) sayesinde fotoğrafla tanışmam ve bu hafta sizlerle paylaştığım dördüncü yazım. Her geçen gün İSÜF'ten fotoğrafla ilgili öğrendiklerimle, İstanbul'un bilmediğim yeni bir yüzünü, tarihin yüzyıllar öncesinden İstanbul'a, bizlere bıraktıklarını araştırmak ve öğrenmekle zaman öylesine dolu ve çabucak geçiyor ki. Bu hafta da sizleri inanılmaz İstanbul manzarasıyla nefes kesen, ilk gördüğüm anda İstanbul'a yeniden aşık olduğum ve büyülendiğim Galata Kulesi'ne, İstanbul'u bir kez de ondan dinlemeye davet ediyorum.
![]() |
||
![]() |
||
![]() |
![]() |
||
![]() |
Gördüğünüzde etkisinden kolay kolay kurtulamayacağınız manzarasıyla Galata Kulesi 507 yılında Bizans imparatoru Anastasius tarafından yaptırılmış, günümüzdeki yakın hali de 1348'de yönetimini ele geçiren Cenevizliler tarafından verilmiş olsa da en son İstanbul'un fethiyle 1453'te Türklerin eline geçmiş. Biraz tarihiyle ilgili araştırma yapınca Kanuni döneminde Kasımpaşa Tersanesi'nde çalıştırılan mahkum işçiler için hapishane olarak kullanıldığını, 16. yy sonlarına doğru ise kulenin tepesine bir rasathane kurulduğunu öğreniyorum. Rasathane olarak kullanılması aklıma gelirdi ama dönemin zindanlarından olması tarihindeki en ilginç ayrıntılardan bence. Ve herkes tarafından bilinen Hezarfen Ahmet Çelebi 1638'de tahtadan yaptırdığı kanatlarını kollarına takarak Üsküdar'a uzanan ve tarihe geçen uçuşunu buradan gerçekleştirmiş. Kule rasathane olarak kullanıldıktan sonra yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmış ama 1794'te kendisi de yanmış. O dönemlerde yangının duyurulabilmesi için davul çalınması da döneme ait bilgilerden. 1831'de bir yangında daha hasar gören kulenin 1875'te fırtınadan dolayı üzerindeki çatısı uçmuş, tam anlamıyla da ancak 1960'ta onarılmış ve günümüze kadar gelmiştir.
Kulede giriş katından sonra dokuz kat var, ilk yedi katı asansörle son iki katı da merdivenle çıktıktan sonra yerden yüksekliği 50 metreyi geçen tepe noktasıyla beraber 69,90 metreyi bulan muhteşem seyir balkonuna ulaşıyorsunuz. İstanbul'da özellikle de yakınlarında çok fazla bulunmama rağmen böyle bir yapıyı görmeyi neden bu kadar erteledim, geç kaldım hiç bilmiyorum. Ama yazı vesilesiyle de olsa Galata Kulesi ve eşsiz İstanbul manzarasıyla özellikle de karanlığı İstanbul'un kendi ışıklarıyla aydınlattığı akşam saatlerinde tanışmış olmaktan son derece memnunum. Daha sonra gündüz de gördüğüm için söylüyorum gece bir başka güzel İstanbul Galata Kulesi'nden. Adına şiirler, romanlar, yazılar yazılan şarkılar bestelenen İstanbul tüm güzelliğini ve sahip olduğu ihtişamı tüm renkleriyle sergiliyor size. İstanbul sanki canlı bir tablo gibi buradan bakıldığında, ama daha önce hiçbir ressamın çizemediği, kullanmadığı capcanlı renkleriyle konuşmadan da Marmara Denizi'ni, boğazı, Haliç'i tüm güzelliğiyle anlatacak kadar... Bu kadar güzelliğin içinde tarihinde intihar sahneleri de yaşadığı için biraz da hüzün var tabi içinde.
Galata Kulesi şu anda özel bir şirket tarafından turistik amaçlı işletilmekte. Haftanın her günü sabah saat dokuzdan gece yarısına açık olan cafe ve restoranıyla da gelen misafirlerini ağırlıyor. Akşam yemeği saat 20:00 civarlarında başlayıp (21:00'a kadar), yemek müziği ve çeşitli dans gösterileri ile gece geç saatlere kadar devam ediyor. Akşam yemekleri için önceden telefonla arayıp rezervasyon yaptırmak gerekmekte... Şişhane'de bulunan kuleye giriş ücreti sadece 5 TL, izleyeceğiniz manzaranın değeri ise paha biçilemez bence. Galata'nın Kız Kulesi'ne olan aşkını anlatmış senelerce şairler ama kendisi de beni İstanbul'a ve boğaza bir kez daha aşık ediyor. Galata Kulesi İstanbul'a geçmişten gelen en güzel hediyelerden biri. Muhteşem İstanbul manzarası da burayı ziyaret için gelenlere Galata'nın hediyesi tabi.
İstanbul gibisi yok, haftaya görüşmek üzere…
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |

















