Banu Gürbüz tarafından yazıldı. Pazartesi, 23 Kasım 2009 00:00
![]() |
Santralistanbul'u keşfettiğimiz ilk buluşmamızda göstermiş olduğunuz ilgi için sizlere, ikinci olarak da geçen hafta ilk yazı heyecanıyla bahsetmeyi unuttuğum profil fotoğrafımın sahibi sevgili Melek Tüfekçiler'e çok teşekkür ederim.
Sizler için İstanbul'un saklı kalmış bir güzelliğini gezdim bu hafta. Durağımız "Köşe Bucak İstanbul" köşesinin adına çok yakışan, İstanbul'un trafik ve kalabalıktan uzak, doğası ve içten halkıyla insana huzur veren köyü Garipçe. Garipçe tarihi mekanları, fotoğraf çekmeyi, doğayla denizle iç içe olmayı sevenlerin tutkunu olacağı bir Karadeniz köyü.
![]() |
||
![]() |
||
![]() |
||
![]() |
Kuruluşu eskilere dayanan tarihi köyün ismiyle ilgili de çeşitli söylentiler var. Kaynaklara göre mitolojide Harpyler'den işkence gören Phineus bu köyde yaşamış, bundan dolayı da tarihte adının sık geçtiği söyleniyor. Eski çağlarda bölgenin yüksek kayalıklarından dolayı akbabaların yuva olarak kullandıkları Garipçe'ye Gyropolis yani akbabalar şehri, Homeros'a göre de Kharybdis denmiş. Bir başka söylenti de isminin Osmanlıca'da yakın anlamına gelen Karibce'den gelmesi.
![]() |
||
![]() |
||
![]() |
Garipçe Sarıyer'den sadece yirmi dakika uzaklıkta çam ağaçlarla çevrili Rumeli Feneri yolu üzerinde tam da boğazın Karadeniz'e uzanan kıyısında. Sarıyer'den bu istikamete gitmek için arabayla Koç üniversitesi'ne de giden yokuşu çıkıyorsunuz. Bu sırada eminim sizin de benim gibi bir tarafta sahilde lüks tekneler ve karşılarındaki villalar diğer tarafta da gecekondular gözünüze çarpacak. İlginç bir semt Sarıyer gerçekten. Devam eden orman yolu ileride ikiye ayrılıyor. Sol taraf Rumeli Feneri'ne giderken sağ tarafta ise cennet mekan Garipçe. Ayrıca Sarıyer'den kırk dakikada bir kalkan 150 Rumeli Feneri otobüsleriyle de Garipçe'ye ulaşmak mümkün. Bu haftaki gezimde bana eşlik eden arkadaşım Büşra'yla beraber bu küçücük, şirin köye adım atar atmaz dikkat çekmemiz de kaçınılmaz oluyor tabii. Hiç değiştirmedikleri Karadeniz şiveleri, doğallıkları ve yardımseverlikleriyle hemen nereleri görmemiz gerektiğini anlatıyorlar bize. Önce tarihi Garipçe Kalesi sonra da kulesine çıkıyoruz. Bunlardan Garipçe Kalesi padişah III. Mustafa Han tarafından Macar asıllı Fransız mimar Baron François de Tott'a yaptırılmış. Burada yaşayan insanların evlerinin önünden merdivenlerle yukarı çıkılıyor. Durmadan geçen gemiler, deniz, kuşlar, aralarından doğal suların aktığı taşlardan oluşan duvarlar… Fotoğraf çekmek için daha ne ister ki insan. Bu arada kalenin üzerinde alt katındaki mahzeni de görebileceğiniz boşluklar olduğu için dikkatli olmakta da fayda var. Garipçe'nin gözetleme kulesi de 550 yıllk tarihiyle kalesi kadar tarifsiz harika bir manzaraya sahip. Görmeden kesinlikle ayrılmayın derim.
Tabii Garipçe'nin leziz Karadeniz yemeklerini ve muhteşem kahvaltılarını tadabileceğiniz mekanlarını da tanıtmadan olmaz. (Bu kısmı gerçekten çok sevdim bu arada) Girişte Asmaaltı adında içi bir gemiyi andıran tarihi eski bir fırın var. Burada açık büfe kahvaltı edebilirsiniz hem de neredeyse her türlü balığın içinde olduğu yemeklerin her çeşidini de ev baklavası ile beraber bulabilirsiniz. Diğer iki mekanda da balık ızgara, buğulama, mıhlama ve akla gelebilecek her türlü yöresel lezzeti tatmak mümkün. Biz seve seve sizin için tadına baktık tabii birazcık. Kişi başı ortalama 15-25 TL yemek için, kahvaltı için de 17,5 TL ödüyorsunuz. Öğrenciye indirim de var. Ayrıca köyün ortasında tarhana, kestane balı, armut pekmezi, ziron (katlayarak rulo haline getirdikleri yufkaları et suyu ile ıslatarak yaptıkları yemekleri) tereyağ gibi doğal yiyeceklerin satıldığı iki tezgah, başında da içten sohbetleriyle sizi karşılayan Garipçeliler var. Garipçe'nin tek sıkıntısı geçim kaynağının sadece balıkçılık olması. Yalnız yemek yenilen üç mekan da özelikle Koç Üniversitesi'nden gelen öğrencilerden son derece memnun. Yavaş yavaş İstanbullular da burayı Pazar sabahlarının vazgeçilmezi yapmaya başlamışlar. İleride daha da dikkat çekeceği kesin.
Garipçe İstanbul'un içinde ama doğası, doğallığı, tarihi yapıları, güzel yöresel yemekleri ve sokaklarda rahatça koşturan çocuklarıyla kendine özel, çok başka bir yer. Garipçe halkına misafirperverlikleri, içtenlikleri, sabırla cevapladıkları sorularım ve de isteyerek bize verdikleri pozlar için (özellikle penceresinden bana poz veren Garipçe'nin en tatlı teyzesine) çok teşekkürler… İlk fırsatta alışkanlık yaratacak bu saklı güzelliğe mutlaka uğrayın. Durmak yok, haftaya yeniden yolculuğa devam…
![]() |
||
![]() |
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |




















