Pazartesi, Mayıs 21, 2012
   
Yazı boyutu
Giriş yap

Amerika Günlüğü

banugurbuz
BizLogoAslında geçen yıldan beri mayıs ayına kadar  İstanbul'un tarihi, gezilecek  yerleri ile ilgili yazılar yazmıştım. Geçtiğimiz yaz ilk defa yurt dışına çıktım ve o süre içinde günlük tutmaya çalıştım. O günlüğün hepsini paylaşamasam da en azından tatil kısmını, yaşadıklarımı elimden geldiğince anlatmak, paylaşmak istedim. Umarım okuması da benim geçirdiğim zaman kadar eğlenceli bir yazı olmuştur.


Geçtiğimiz  şubat ayından beri vize, pasaport, uçak bileti derken haziran ayında "work and travel" programıyla başladığım Amerika macerasını 14 eylülde bitirdim ama geldiğimden beri yazdığım yazıların başına geçip düzenleyene kadar bir buçuk ay geçti. Öncelikle bütün zorluklarına, çok yorulmama rağmen iyi ki de gitmişim diyorum. Çok yorucuydu ama çok güzel bir tatille bitti. Fakat work and travel programını düşünenler varsa hiç de uzaktan göründüğü gibi değil, Amerika'da bir yandan çalışıp bir yandan da gezerim, tatil yaparım diye düşünmesinler. Çalışırken çok da bişey yapmaya haliniz kalmıyor.

chicago_foto_19

Önce 3 ay çalışıp sonra tatil yapabiliyorsunuz. Yine de farklı kültürden yeni insanlarla tanışmak, orada yaşamaya alışmak, yeni yerler görmek çok farklı ve eğlenceli bir deneyimdi.

chicago_17
chicago_foto_16

Zamanın bu kadar çabuk geçebiliceğini de hiç düşünmemiştim. Eylül ayı gelmiş, ayın altısından sonra herkes yavaş yavaş işlerini bırakmaya başlamış, yaz sezonunun da sonlarına gelmiştik ve en güzeli de tatil zamanı gelmişti. Kimseyi tanımadan tek gelmiştim ama orada tanışabiliceğim en tatlı ikiliyle, iki sıkı dostla karşılaştım. Berke ve Cem. İkisinin sayesinde hayatımın en eğlenceli, en keyifli tatilini geçirdim. Dönüş tarihlerimizin uyması da en güzel tesadüftü. Tatil planımızı yaptık, araba kiraladık ilk önce Chicago sonra da NY City'e geçmeye karar verdik.

Chicago'ya giderken 2 arkadaşımız daha eşlik etti bize. En sonunda beklenen an gelmiş yola çıkmıştık. Berke'nin farkettirmeden önde oturan arkadaşın taklidini yapması arada Cem'le beni gülme krizine soksa da ona güldüğümüzü yolun sonuna kadar farkettirmedik. Bu benim için baya zor oldu ama. İnanılmaz bir taklit yeteneği var Berke'nin.. Trafiği görünce Chicago'ya geldiğimizi anladım.

Üç ay boyunca Wisconsin Dells gibi özellikle de İstanbul gibi bir şehirle kıyaslayınca çok da trafiği olmayan bir yerde yaşayınca trafiğin sıkışması ilginç bir durum haline gelebiliyor.

chicago_foto2 chicago_foto3
chicago__foto_1

Başlangıçta hep abartıldığını düşünmüştüm ama gerçekten hayatımda ilk kez bu kadar çok gökdeleni bir arada gördüm. Arabayı hemen en uygun  yere park edip Sears Tower'ı görmeye gittik. Bu bina Kuzey Amerika'nın en yüksek, dünyanın da en yüksek üçüncü gökdeleni. Etrafı Franklin Bulvarı ve Adams Caddesi'yle çevrili. İçinde 110 kat ve 100'den fazla asansör var. Bize verdikleri broşürden aklımda kalanlar bunlar. Asansöre bindiğimizde en üst kata çıkmanın bu kadar kısa süreceğini de tahmin etmemiştim. Sonunda asansörün kapısı açıldığında gördüğümüz manzara harikaydı. Chicago tüm büyüleyiciliğiyle karşımızdaydı. En heyecanlı kısmı da 442 metrelik yüksekte altında sadece cam olan bir balkondan şehre bakmaktı. O kadar yüksekten bastığınız yerin altında camdan başka birşey olmadığını görmek inanılmaz. Önce adım atmaya korkuyorsunuz ama sonrası çok eğlenceli. Bol bol fotoğraf çektik. Canım hiç ayrılmak istemedi ama zaman az gezilecek yer çoktu.

chicago_foto4 chicago_foto_21

Ordan ayrıldık birşeyler atıştırdık sonra da yeniden gezmeye başladık. Sıra Milenium Park'ı görmeye gelmişti. İçeriye girdiğimizde biraz arka kısımda dünyaca ünlü starların konser verdikleri bir amfitiyatro vardı.

chicago_foto7

Sonra da soluğu The Bean denilen ters bir fasulye şeklindeki dev aynanın yanında aldık. Bu aynaya baktığınızda etrafında gökdelenleri, bulutları görmek mümkün. Altından da geçebiliyorsunuz. Tüm çekebiliceğimiz kombinasyonları deneyerek yine bol bol fotoğraf çektik. Caddeleri yürüyerek dolaştık. O kadar çok oyalandık ki saatin ne kadar ilerlediğini farkına varamadık. Saat kaçtı hatırlamıyorum ama baya geç olmuştu. NY uçağımız sabah altıda olduğu için o geceyi havaalanında geçirecektik. Hava da çok soğumuştu. Bu yüzden Cem, Berke ve ben  bu sefer üç kişi olarak Chicago O'hare hava alanının yolunu tuttuk. Diğer iki arkadaş yeniden Wis. Dells'e döndü. Neredeyse üç buçuk ay önce ilk defa bu hava alanında Amerika'ya ayak basmıştım. Ne kadar çabuk geçmişti zaman. Aklıma ilk geldiğim zamanki tedirginliğim geldi. Şimdiyse geçen zaman içinde ne kadar rahatladığımı hatta buraya alıştığımı farkettim yemekleri hariç tabi. Sabaha kadar uyumaya çalıştık. İnternetten aceleyle aldığımız biletlerimiz, benim hiç bir yere sığdıramadığım fotoğraf makinelerim, Cem'in olması gerekenden fazla ağır olan bavuluyla ilgili biraz sorun yaşasak da sonunda güvenlikten geçmeyi başardık. O kadar yorulmuştum ki uçtuğumuz süreyi hiç hatırlamıyorum. Uyumuşum iki saat boyunca.

chicago_foto_14

En sonunda NY La Guardia hava alanına indik. Uçaktan indik artık NY City'deydik ama ne kalıcağımız yer belliydi ne de nereye gidiceğimizi biliyorduk. Hiç bir plan yoktu aklımızda. Önce taksiyle hiç düşünmeden Uptown Manhattan'a gittik. Nedenini hala çözebilmiş değilim. Cem'in bir tanıdığına ulaşmayı denedik ulaştık da ama kendisi de yeni geldiği için çok da yardımcı olamadı bize. Aslında bilmeden Harlem'e yakın bir yerlere gelmiştik. Pek de güvenli gözükmüyordu. Filmlerdeki tipik zenci sokakları vardı etrafta. Hatta valizlerin yanına bir ara yaklaşan zenci dilenciyi görünce korktum biraz. Saat ilerlemiş ve biz hala boş bir hostel bulamamıştık. Otellerin fiyatları da inanılmaz pahalıydı. Bir ara araba kiralayıp onunla gezmeyi ve içinde kalmayı bile düşündük ama aramızdaki tek doğru dürüst araba kullanan Berke'ydi. O da bizden daha erken ayrılacaktı şehirden. O yüzden pek de mantıklı gelmedi bu fikir. Tatilin Chicago kısmı oldukça sakin ve güvenli geçmişti. Şimdi ise Harlem'e yakın bir yerde elimizde valizler hala kalıcak yerimiz yoktu. Berke herşeye rağmen paraya kıyıp orada bir geceliğine bir otel bulma ve internetten hostel aramada ısrar ederken Cem taksiyle başka bir yere geçmemiz, şansımızı orada denememiz gerektiğini düşünüyordu. Tam anlamıyla ikisinin arasında kaldım. Esas macera ve hareketlilik bundan sonra başladı.

Çok anlattım çok konuştum yine, günlüğün geri kalan kısmıyla haftaya  görüşmek üzere.


chicago_foto8 chicago_foto5
chicago_foto_11 chicago_foto10
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
Standart yerleşime geri dön
Follow us on Twitter

Pertevniyal.biz 27.01.2007'den itibaren free hit counterkez ziyaret edilmiştir.