Banu Gürbüz tarafından yazıldı. Pazartesi, 22 Kasım 2010 00:00
![]() |
Tam bu noktada hostel yerine otele gitmek isteyen Berke, bir yanda başka bir yerde hostel aramak isteyen Cem ve aralarında kalan ben NY'a geldiğimize neredeyse pişman olduk. Neyse ki cadde ortasındaki bu durumumuz Harlem'in ara sokaklarından bize doğru garip garip bakan iri yarı zenciler sayesinde çok da uzun sürmedi.
![]() |
Cem aniden yoldan geçen bir taksiyi durdurdu, zaten itiraz etmek anlamsızdı. Üçümüz de taksiye bindik ama hâlâ nereye gidiceğimize karar verememiştik. Hoş o anda Uptown'dan başka her yer bana güvenli geliyordu. Sonra Türk konsolosluğuna yani Midtown Manhattan'a gitmeye karar verdik. Konsolosluktakiler de sağolsunlar öyle bir yer tarif ettiler ki bir günlüğü kişi başı 200-300 dolar vardı sanırım. Öğrenci olduğumuzu da o kadar söyledik. Yalnız haklı oldukları tek nokta o saatten sonra boş bir hostel bulmanın imkansızlığıydı. Bu arada annemlerle konuştum ama tabi yalan söylemek zorunda kaldım. Neyse ki hiçbir şey anlamadılar. Tam konsolustan ayrılacaktık bize Ali Baba adında bir Türk restoranının adını verdiler, çok fazla tanınan bir yer olduğunu belki yardımlarının dokunabileceğini söylediler.
![]() |
||
![]() |
Zaten karnımız çok acıkmıştı yardım edemeseler bile yemek yeme fikri güzel geldi üçümüze de... Aslında durumumuz baya ciddiydi ama kalacak yer bulamazsak Central Park'ta sabahlarız diye ağlama gülme arası bir modda kendimizle dalga geçmekten de vazgeçmedik. Bu arada Cem'in gribi, başımıza bela olan valizi (içine ne doldurdu hala çözemedim ama çok çok ağırdı) bende de bir valiz artı sırt çantasıyla yürüyerek dedikleri yeri bulduk. Çok uzak değildi neyse ki. Hemen anlattık derdimizi çok sıcak davrandılar. İçeri girdiğimiz gibi 3,5 aydır yemediğimiz Türk yemeklerinin o güzel kokusu nasıl iyi geldi anlatamam. Yerin sahibi hemen arkadaşını aradı ve bize bir otelde yer ayırttı hem de Times Square, Empire State ve Grand Central'a yakın NY City'nin en işlek, merkezi caddelerinden birinde. Üstelik hostelden birazcık daha fazla bir fiyata.
En sonunda şansımız dönmüştü. Bu güzel haberin üzerine bir de döner ve pilav yemek paha biçilemezdi. O kadar zaman boyunca abur cubur yedikten sonra kendi yemeklerimizi ne kadar özlediğimi bir kez daha anladım. Zaten bu kadar yemek yemeye düşkünken alışamadığım ve en çok zorlandığım konu yemek oldu ordayken. Otele gider gitmez yerleştik. Oda da otelin yeri de harikaydı gerçekten. Çok yorulmuştuk ve kıpırdayacak halimiz kalmamıştı. Bu duruma hasta haliyle en çok Cem kızsa da aramızda uykuya en çabuk yenik düşen de kendileri oldular. O gece güzelce uyuyup dinlendik. Sabah ilk önce ben kalktım daha uyurdum da karnım çok acıktı yine. Onları uyandırana kadar canım çıksa da en sonunda önce kahvaltı etmek üzere otelden çıktık öğlene doğru. Bu arada Türkiye'de bayramdı biz ordayken. Kısa kısa yapılan bayram görüşmelerinden sonra yine aynı restorana sıcak bir çorba içip sonra da metronun yolunu tuttuk. Kalacak yer bulmanın rahatlığı, yemek yemiş olmanın da mutluluğu ile NY City'de istediğimiz gibi gezmenin zamanı gelmişti nihayet. Elimizde harita sora sora NY'un tarihi Grand Central Tren İstasyonu'nu bulduk. Oldukça büyük ve çok kalabalıktı. Bir de üçümüz de ilk defa geliyoruz malum bir yer bilmiyoruz. Arada kimi bulduysak sürekli sorup durduk tabi haliyle. Öyle garip yer tarif edişleri var ki nereyi sorsak blok adı söylediler. O blokların bir de nerede olduğunu bilebilsek... Her yeri blok blok hatırlamaları gerçekten çok ilginç.
![]() |
O gün için planımız önce Özgürlük Anıtı'nı görmek sonra da Downtown'dan Midtown'a yürüyerek geçmekti. Neyse metroyla önce Bowling Green durağına sonra da Battery Park'a ulaştık. O gün zaten '11 Eylül'dü. Bizim gibi gezmek için gelen öğrenciler, sürekli ortada dolaşan polisler, turlarla gelen turistler her yer yeterince kalabalıktı. Gerçi bu durum ilerleyen günlerde de değişmedi. '11 Eylül'le ilgisi yokmuş. Hep duyduğum gibi çok hareketli ve inanılmaz kalabalık NY. Limandan Hudson Nehri'ne uzanan Özgürlük Anıtı'nın bulunduğu Liberty Island ve Ellis Island'a giden çeşitli turlar vardı. Bunun yanında tabi biz yapamadık ama 1 saat boyunca helikopterle yapılan NY turları da vardı. Yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 250-300 dolar civarı olması lazım. İçimde kalmadı değil. Neyse biz daha mütevazi olan, limandan Özgürlük Anıtı'na giden turlara katılmaya karar verdik. Hemen biletlerimizi aldık.
![]() |
![]() |
Yaklaşık 15 dakika kadar zamanımız vardı. Bu arada sürekli bir çekişme, gülüşme halindeyiz üçümüz de. Fotoğraf makinesini paylaşamıyoruz. Ve Berke, Cem ikilisi yine rahat durmadılar. Yakınlarda bir market aramak için 10 dakikalığına ayrılıp 20 dakika sonra geri döndüler. Geldiler ama bizim de beraber gitmemiz gereken bir grup turist çoktan ayrılmıştı. Onlar ayrılmadan yetişebiliriz belki diye tam yarım saat biletleri aldığımız yerden bota bineceğimiz yere kadar yürüdük hatta koştuk ama artık çok geçti, ayrılmışlardı. Moralim o kadar bozuldu ki biletimi yere atıp yeniden bilet istiyorum, özgürlük anıtını görmeden asla burdan ayrılmam diye tutturdum biraz da surat asarak. Ben önde onlar kabahatini bilen suçlu çocuklar gibi arkada sessiz sessiz yine biletleri aldığımız yere doğru yürümeye başladık. Çok uzun sürmedi tabi bu durum. Bir de üzerine yolda Berke'nin büyük bir hevesle yaptırdığı bizi gülme krizine sokan karikatürünü gördüğüm anda bütün kızgınlığım gitti. Gittiğimizde aldığımız eski biletlerle yeniden tura katılabiliceğimizi öğrendik. Allah'tan Cem biletimi almıştı yerden. Tabi bu arada İstanbul'a dönene kadar özellikle Berke tarafından taklidimin yapılmasına engel olamadım o ayrı. Bu sefer saatimizi kaçırmadan limandan turumuza katıldık. Bir saat boyunca Ellis Island, Liberty Island, Özgürlük Anıtı, Brooklyn ve Manhattan manzarasıyla NY'u turlamak çok güzeldi. Bu arada Özgürlük Anıtı beklediğim kadar büyük ve görkemli değildi ama bir saat boyunca harika zaman geçirdik.
O günün devamı sabah 3'e kadar sürdü. Ayrıntılarla devamı da diğer haftaya...
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |
|||
![]() |
![]() |



















