Pazartesi, Mayıs 21, 2012
   
Yazı boyutu
Giriş yap

İki Dil Hiç İnsan

SalihaEbruTutuncu1
BizLogoOkuma yazmayı öğrendikten sonra, anlamadığımız kelimelerin peşine düşeriz. "Okul", "mektep" gibi eş anlamlılar, sürüsüyle öğrenilmeyi beklemektedir. Zıt anlamlıları anlamak oyun gibidir. "Savaş" kelimesinin anlamını bilyorsam "barış" kelimesi çağrışım yoluyla bana zıt olduğunu, bir şeylerin tersi olduğunu fark ettirir. En zor kelime grubu , eşsesliler. Yazılışı da aynı, okunuşu da aynı. Kelimenin hangi anlamıyla kullanıldığını bulabilmem için, cümlenin oluştuğu bütün kelimelerin anlamlarını bildiğimi varsayarak anlayabildikten sonra "yüz" ya da "bin" kelimesinin hangi anlamda o cümle içinde kullanıldığını bulabilirim.

Noktalama işaretleri benim okuduğumu anlamama yardımcı olur. Konuşan kişi haykırarak "buraya gel", derse kocaman bir ünlemin cümlenin sonuna yerleşmiş olması gerekir. Hele virgül. Cümlenin tüm yükünü omuzlarında taşır. Bir cümleyi virgülde durmadan okumakla virgülde durarak okuduğumuzdaki anlam farklılığını keşfettiğimizde zaten yolun çoğunu bitirmişiz, demektir.

Kelimede anlamı olmadığı halde viyadükler gibi hayati öneme sahip, kendi başınayken işe yaramayan ancak bir cümlenin bel kemiği olacak "ise", "de", "ki" gibi bağlalyıcı kelimelerin hangi cümleleri birbirine bağladığını çözdüğümde, şöyle bir güzel arkama yaslanıp anlama yolunu seyre koyulabilirim.

Bu günlerde yabancı ülkelerden dilimize kazandırılmış klasikleri ya da çeviri çocuk yazın türlerini, eğitim alanlarla anlamaya çalışıyoruz. Genelde sorulan soru: "John, Matmazel, New York, Barbara ne demek?" oluyor. Eğitim alanın hayal dünyasına hangi cevapla girilir de John'un kim olduğu anlatılır, inanın ki bilemiyorum. Hatırlar mısınız bilmem piyes kitaplarında, rolü olan şahsiyetlerin tanıtıldığı bir giriş bölümü olurdu. Bayan Buş: Evin hanımı, Bay Buş: Bayan Buş'un kocası, Eduardo: Şoför, Olayın geçtiği yer: Los Encılıs (ABD'de bir şehir) gibi giderdi bu liste. Eğitim alanların yabancı dilden çeviri çocuk kitaplarının başında, yabancı isimlerin gerçek anlamlarının neler olduğunun açıklandığı bir bölümün olması gerekir. Okumak, en özgür, ruhun her yere gidebildiği, orada kendini var hissedebildiği bir etkinlikse eğer, hiç kimseye bağlı kalmadan yapılabilmelidir. Her cümlede bu neydi, diye sorulan bir okuma etkinliği için, ebeveyne tutsaklıktan başka bir şey diyemeyiz. Çünkü hiç bir sözlükte bayan Buş'un kim olduğu ya da yabancı bir isminin neresi olduğu yazmaz.

Eski Türk yazarlarının çocuklarla ilgili yazmış oldukları öykü ve hikayelerle karşılaştık. Ömer Seyfettin'in Perili Köşk'ündeki eskiden kullanılan kelimelerin içinde boğulurken bulduk kendimizi. Süratli giden bir kişi, cümlesindeki "sürat" kelimesi artık günümüzde çoktan hızlı giden kişi halini almışken neden yenilene yenilene basılmaz eski Türk yazarlarının çocuk kitapları, bir türlü anlayamıyorum.

Çocuk okuma anlama kitaplarında yapılan minicik bir harf yanlışı bile, 180 km hızla giden bir arabada, lastiğin patlaması gibidir. Her şey yerli yerindeyse okuma ve anlama etkinliği yaparken eğitim alan uçarcasına o hayalden bu hayale beyninin kıvrımlarını sıçratır. Dizgi yanlışlarıyla çıkmış Türkçe çocuk kitaplarını kim eline geçirirse toplamalı, bir daha eğitim alanların okumasına fırsat vermemeli ve hiç üşenmeden basan yayın evine posta ile geri göndermelidir.

Arabasına hiçbir ebeveyn gerçek değeri kadar parayı verip patlak bir lastik almaz. Ama ne yazık ki geleceğimizi inşaa edecek eğitimalanlara imla hatalarıyla dolu, harf eksiklikleri olan ya da anlaşılmayan kelimelerle basılmış çocuk kitaplarını uygun görüyoruz.

masal
Yabancı dilden çevirilerdeki onlarca anlamdığımız isim, geçilmez dağlar gibi eğitim alanların karşısında duruyor. Türk yazarlardaki eski ve yeni kelimelerin anlaşılmazlığı eğitim alanların karşısına başka bir dağ gibi çıkıyor.

Peki nasıl 2 dil bir insan olacak? Daha kendi dilinde kazasız okuma anlama etkinliğini tamamlayamamış birisi, nasıl başka bir dilden çeviri çocuk kitaplarını okuyup anlayacak? İşte bu anda imdadımıza çocuk masalları yetişiyor. Padişahın kızının ve oğlunun olduğu, devler ve cücelerin birlikte yaşadığı, tam her şey normale döndü derken, birden bire cadıların ortaya çıkıp herşeyi karman çorman yaptıkları bitmek tükenmek bilmeyen çocuk masallarını, eğitim alanlarla buluşturalım. Hayal dünyalarında okuma anlama etkinliklerini 180 km hızla giden arabanın otobanda sürüş keyfiyle rahat rahat yapabilsinler. Cümlelerdeki eş sesli en zor kelimelerin analmalarını bile, olayların gidişinden kolaylıkla bulabilsinler. Manilerimiz, uzun tekerlemelerimiz, monologlar ve bilmece kitapları okuma anlama yolunda eğitim alana, yeni kelimelerle hayal kurma yollarını kendiliğnden öğretecektir. Hacıvat'la Karagöz'ün ortaoyununda karşılıklı konuşmaları, gerçek hayatta espirili konuşmalarına bir fırsat versin. Dede Korkut hikayeleri, Binbir Gece Masalları en kalınından hediye edilirse eğitim alanlara, dilli doğup dilsiz kalmaktan kurtulabilirler.

Anladığımız, farkettiğimiz, yeni yazılar yazma isteği uyandıran masal ve hikaye kitaplarıyla eğitim alanları karşılaştırdığımız günlerde, buluşmak dileğiyle hoşçakalın.

EBRU TÜTÜNCÜ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yorumlar (1)Add Comment
Emrah Demiray
...
yazar Emrah Demiray, Nisan 15, 2011
Yazınızda değindiğiniz bir konu ilgimi çekti. Bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

"Eski kelimeler" çocuklar tarafından anlaşılamayınca "180 km hızla giderken lastiğin patlaması" etkisi yaşanıyor demişsiniz. Doğrudur. Bu etkiyi anlayabiliyorum. Ancak "sürat" kelimesinin bu kadar çabuk eskidiğini ve bu kelimeleri çocuklara öğretmekle yükümlü olan hocaların bunu yapmayıp da bu kelimelere kitaplarında yer veren yazarlara suç atmalarını anlayamıyorum. Benim şu anda aklıma gelen bir yöntemle pekala bu bahsettiğiniz sorun çözülebilir. Öğretmen çocuklara okutacağı kitabı önceden kendisi okur, çocukların o zamana kadar görmemiş olduğu kelimeleri bir bir seçer ve daha kitabı okutmadan önce bu kelimelerin anlamlarını çocuklara öğretme yolunu izlerse bu çocuklar bütün bir kitabı "180 km hızla giderken lastikleri patlamadan" bitirebilirler. Üstelik bu, belleklerine katacakları yeni kelimeler açısından fazladan fayda sağlayacaktır.

Türkçemizin git gide kısırlaştığını, daha fazla kelime ile yazmanın, konuşmanın gerekliliğini tartıştığımız bu zamanlarda, üstelik günlük yaşamda kullanılan "sürat" gibi kelimelerin bile yadırganır olması beni oldukça üzdü. Nitekim bu tabloyu kullandığınız başlıkta da görebilmekteyim. Bu yazıyı ben kaleme almış olsaydım "İki Lisan, Bir İnsan" şeklini tercih ederdim. Bir tek kelime değişikliğinin başlığı ne kadar şiirselleştirdiğini gördünüz mü? Ama "lisan" kelimesi de eskidi derseniz bu güzelliklerden mahrum kalmaya mahkum oluruz.

İngiltere'de ortaokul-lise seviyesindeki gençlerin 1500'lü yıllardan kalma "Shakespeare (Şekspir) İngilizcesi"ni "180 km hızla" okuyup anlayabilmelerine karşın, bizim çocuklarımızın henüz 70-80 yıl öncesinin Türkçesini anlayamıyor olmasının suçunu Ömer Seyfettin'e mi atalım şimdi? Peki suçlu kim? Bana kalırsa ilk bakışta öğretmenlerimiz. Sonrasında da kendimiz elbette. Eğer kitapların her yeni baskısında dili sadeleştirme yolunu izleyecek olursak yakında sadeleştirecek bir dil de kalmayacak elimizde. Korkum bu.

Sagılarımla...

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
Standart yerleşime geri dön
Follow us on Twitter

Pertevniyal.biz 27.01.2007'den itibaren free hit counterkez ziyaret edilmiştir.