Pazar, Şubat 05, 2012
   
Yazı boyutu
Giriş yap

Tanıdık Sesler

Ah Şu Bizimkiler

mustafayasar
BizLogoBen, bizimkilerin akıllı olduğunu bir türlü kabullenemedim. Onlara akıllı gözüyle bakanların da aklından şüphe ederim. Ama bir yönlerini de her zaman çok takdir etmişimdir: Hemen hepsi hazırcevaptır. Tabiri caizse taşı gediğine koymakta pek mahirdirler.

İstedim ki bu hafta sizlere bu söz ustalarından bir demet sunayım. Sunayım da yüzünüzde bir tebessüm belirsin ve zamanın yorgunluğunu bir an için de olsa unutasınız…

Rıza Tevfik, Mısır'da iken beş parasız kalmıştır. Son çare olarak evinin kapısına "doktor" diye bir tabela asar. Derken bir fellah çıkagelir, bir hastasının olduğunu söyler. Birlikte adamın evine giderler. Bizimki bakar ki hasta öldü ölecek, artık son nefesinde. Adama, "sen hemen şu yiyecek listesini al da gel" der. Yiyecekler gelince yan odaya girer, karnını güzelce doyurur. Fakat bu esnada hasta da ruhunu teslim eder. Hasta yakını "getirdiklerimi sen yedin, hasta da öldü, bu nasıl iş" diye sitem eder. Rıza Tevfik, "bunları yemeseydim evinizden iki cenaze çıkacaktı" der.

 

Zaman ve Biz

mustafayasar
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Bir göz açıp yummuş gibi
(Yunus Emre)

BizLogoÖğretmenliğimin üçüncü yılında iken öğretmenliğinin on üçüncü yılını çalışan bir arkadaşım vardı. Ona gıpta ederdim ve ne zaman on üç yılı çalışabileceğimi düşünürdüm. Aradan yıllar geçti. On üçü de geçtik yirmi üçü de.

Zaman öyle bir akıp gidiyor ki insan günlük meşgalelerden başını kaldırıp geriye bakınca geçen zamana hayret ediyor. Sadece geçmişten çok tatlı ya da çok acı hatıraların kırıntılarını yüreğinin bir köşesinde hissediyor, hepsi o kadar. Yoksa aslında insanoğlunun zamanla fazla bir meselesi yok. Zaman kendi mecrasında sessiz sedasız akıp gidiyor. Zamana sınır koyan, süre tanıyan ve onu saatlere hapseden hep bizleriz.

   

Sevda Yolunun Neferi

mustafayasar
BizLogoSevda yolunun neferiyim ben. Öyle bir neferim ki silahım yok, süngüm yok; astım yok, üstüm yok. Bu yolda komutan da benim nefer de. Ne emir alırım ne emir veririm. Ne kimse bana tabi olur ne ben kimseye tabi olurum. Öylesine sermest öylesine başıboş bir hayatım vardır. Kimseye hesap sormam, hesap sorana da güler geçerim. Bunda şaşacak ne var, ben sevda yolunun neferiyim.

Bu yola girdiğim gün, yönlerim karıştı, pusulam işlemez oldu. Ne tarafa baksam yönüm orasıdır. Ne yöne gitsem pusulam o yönü gösterir. Yönüm de pusulam da gönlümdür, yolum gönlüme gider, gönlüm sevda yoluma. Bense ortada şaşkın dururum. Ne kimse beni anlar ne ben kimseyi anlamak isterim.

   

Bir Şehre Girmek

mustafayasar
BizLogoBir şehre girmeden bin defa düşünün. Enine düşünün, boyuna düşünün; önünü düşünün, sonunu düşünün. Bilin ki bir defa girmekle bir şey olmaz doğru bir mantık değildir. Çoğu zaman, böyle düşünerek hayatımızın en büyük hatasını yaptığımız için kendi şehrimize bile dönememişizdir. O yüzden bu yeni şehrin bize ters düşen yapısını kabullenmek zorunda kalmışızdır. Yeni şehrin bize yabancı dünyasında iğreti bir vaziyette mutsuz ve yarı pişman bir gönülle dolaşıp durmuşuzdur.

Yeni şehrin cazip havası ile eski şehrin monoton havası arasında tercih yapmak durumunda kalanlar, hayatına biraz renk katmak arzusuyla tercihini genelde yeni şehirden yana kullanırken kendilerinden nelerin gideceğini pek hesap etmezler. Oysa kaybedilenler çoğu zaman, insanı insan yapan değerlerdir. Belki maddi değerlerden verilen tavizlerin telafisi mümkündür fakat şahsiyetten verilen tavizlerin telafisi asla mümkün olmayacaktır. Kim bilir belki de bu yeni şehir umulmadık bir felaketin baş müsebbibi olacaktır.

   

Hayata Tutunmak

mustafayasar
BizLogoHepimizin değer verdiği insan, eşya, mekan cinsinden şeyler vardır. Bunlar bizim  hayatımıza anlam katarlar. Sanki hayat onlarla daha bir anlamlı, daha bir güzel gelir bize.

Doğru mudur bir eşyaya, bir insana bu kadar değer vermek, tartışılabilir. Ama benim gözlemim, hepimizin hayatında özel yeri olan nesneler vardır. Onlar olmazsa ya da bir gün kazara yok olursa hayatımız anlamını yitirecek, dünya başımıza yıkılacak, hayat zindan olacak sanırız.

Gün gelir, dünyanın faniliği tutar, ya sevdiğimiz insanı alır elimizden ya da o çok değer verdiğimiz bir nesnemiz kırılır dökülür yok olur gider. Yani fanilik, sadece insanlara mahsus bir durum değil. Bundan nesneler de nasibini alır bir gün. Ve siz ortada öylece kalakalırsınız. İşte o gün tabiri caizse sudan çıkmış balığa dönersiniz. Çırpınışlarınız fayda etmez, feryatlarınız fayda etmez. Fanilik fenalığını yapmıştır bir kere. Ne kadar dövünürseniz dövünün faniliğin hışmına uğrayanı geri getiremezsiniz. Zaten bir müddet sonra da yeni durumunuzu kabullenirsiniz, kabullenmek zorunda kalırsınız. Kabullenemezseniz, fanilik bir fenalık da size yapar, sizi de faniler diyarına gönderir.

   

Sayfa 1 / 84

Standart yerleşime geri dön
Follow us on Twitter

Pertevniyal.biz 27.01.2007'den itibaren free hit counterkez ziyaret edilmiştir.